O degil de tum nesem kacti.Yasama sevincim yok oldu artik.
[İzledim] Due Date

Due Date = Harika
Direk olarak bunu söyleyebilirim.Zaten filmin güzel olması için 3 önemli kriter bu filmde mevcut.1)Hangover’ın yönetmeni 2)Robert Downey Jr. 3)Tıpkı Hangover’daki gibi bir karakterle Zach Galifianakis
Aslında pek komedi izleyen birisi değilim.İzlediklerim de beni pek sarmıyor açıkçası.Ama birkaç ay önce Hangover’ı izlemem benim için bir dönüm oldu.Hiçbir filmde bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum.Resmen gülmekten karnım ağrımıştı.Bu arada hemen belirteyim Hangover benim gözümde 10/10 ‘luk bir film.
Şimdi neden girdim bu Hangover’a? Girdim çünkü okuduğum kadarıyla insanlar hep bu 2 filmi karşılaştırmış.Hem yönetmen , hem de oyuncu olunca karşılaştırmak doğal oluyor tabi.Bu yüzden hemen o konuya da değineyim.Son zamanlarda film yorumlarına sıklıkla bakmaya başladım (filmi izledikten sonra).Ve gördüğüm kadarıyla herkes filmleri büyük bir önyargı ve beklentiyle izlemeye başlıyor.Ve çoğu zaman da bunun pek doğru olmadığını düşünüyorum ve ekliyorum.Hangover’la pek kıyaslama yapmayın ve beklentileriniz gökyüzünde olmasın.
Bu sözlerimden de daha kötü bir film olduğu çıkmasın.Hangover’da 10 birim güldüysem Due Date’te 7 birim güldüm.Bence düşük birşey değil.
Neyse geleyim filmin konusuna ;
Peter Highman beş gün sonra doğuma girecek karısına yetişmek ve zamanında orada olmak için Atlanta’da çok hızlı hareket etmesi gereken bir baba adayıdır. Ancak uçağını yakalayamayınca tüm programı alt üst olur. Kendisini Ethan Tremblay’in arabasında bulan Peter, karısının ve çocuklarının yanında zamanında olabilmek için bu yolculuğu yapmak zorunda kalır. Tüm ülkeyi bir uçtan diğerine katedeceği yol arkadaşı ise tam anlamıyla sinir bozucudur.
[İzledim] Takers
Malum 15 tatildeyim ve zaman buldukça film izliyorum
Tatilin şimdiye kadar ki kısmında birkaç film izledim ama hakkında yazmaya pek gerek görmedim.Eğer bu film gibi güzel olanlara denk gelirseö tatil süresince onlar hakkında da birkaç şey yazarım.Gelelim bu filme..
Dediğim gibi filmi , buraya yazmaya değecek kadar beğendim.Her ne kadar IMDB’de 5.7 gibi bir puan almış olsa da benim gözümde 8/10 gibi bir puanı var.
Yine de IMDB puanı neden bu kadar düşük bilemiyorum ama The Expendables (Cehennem Melekleri) gibi bir film bile 6.7 almışsa Takers’a haksızlık etmişler diyorum…
Film , bir grup hırsızın gerçekleştirdiği soygunu konu alıyor.Oldukça profesyonel bir şekilde soygun gerçekleştiren grubun işleri , son soygunlarının ardından başlarına musallat olacak 2 polisle zorlaşır.
Eski bir grup üyesinin hapisten çıkıp bugüne kadar ki en büyük soygun planını vermesinin ardından işler sarpa saracaktır…
Aslında , diğer filmlerden farlı olarak hırsız-polis döngüsünde geçmiyor.İzleyici bakış açısı da zaten polisten yanı olmuyor.Olay örgüsü hırsızların gözünden gelişiyor.Polislerin yaşadıklarını değil hırsızların yaşadıklarını izliyoruz daha çok.Hatta birçok kişinin söylediği gibi bir bölümde ölen hırsız için üzülebiliyoruz
[İzledim] Cadılar Zamanı
Bazı filmler vardır ; oyuncuların önemi yoktur konuya bakılır ve izlenir , bazılarını da konusundan ziyade oyuncular için izlenir.Doğruyu söylemek gerekirse bu filmi Nicolas Cage var diye izledim
Film zaman olarak 14. yy’da geçiyor.Haçlı seferlerinin olduğu ve büyü yaptığı sanılan insanların hemen yakıldığı bir dünya..
Nicolas Cage Behmen adında bir şövalyeyi canlandırıyor.Film boyunca , silah arkadaşı olan Ron Perlman (Felson) ona eşik ediyor.
Haçlı seferleri boyunca savaşa giden Behmen ve Felson , bir gün savaş sırasında masum insanları öldürürler.Ve sonra yaptıklarının farkına varıp Haçlı ordusundan ayrılırlar.Dönüş yolunda , kimlikleri ortaya çıkar ve artık kilise için çalışmadıkları için zindana atılırlar.Ordudan ayrılarak kiliseye olan hizmetlerine son vermişlerdir çünkü.
Kilise , bu 2 şövalyeden serbest bırakılmaları karşılığında bir görev tamamlamalarını ister.Görevleri ; genç bir kızı uzaktaki bir manastıra götürmektir.Kilise , bu kızın cadı olduğundan şüphelenmektedir.Çünkü kız , beraberinde büyük bir veba getirmiştir ve her 4 kişiden 3 ünün ölümüne neden olmuştur.Şövalyelerin görevi ise kızı manastıra götürerek ayinler dünyayı cadıdan ve vebadan kurtarmaktır.
Filmin konusu kısaca böyle.
Film güzeldi , kötü değildi.Puan verecek olursam 6-7/10 gibi bir puan alır benden.Şimdiye kadar 2-3 filme 9 verdiğim düşünülürse pek de fena değil tabi.Belki de beklentim fazlaydı biraz.Yani filmde Nicolas Cage olunca insan çok iyi bir film bekliyor açıkçası..
Nicolas Cage’de son zamanlarda Fantastik filmlerde oynuyor.Tamam iyi oynuyor,çok iyi bir oyuncu ama aksiyon filmlerinde oynayınca daha bir iyi oluyor sanki.Belki de bana öyle geliyordur…
[Okudum] Sistem
Yapay zeka ilgili okuduğum 2. kitap olan “Sistem” beni çok etkiledi desem yalan olur aslında.Bu konuda beni asıl etkileyen kitap “Gohor” du.Belki Gohor’a bir yazımda değinirim.
Neyse çok etkilemedi ama konu üzerinde daha fazla düşünmemi sağladı.Aklıma bambaşka fikirler getirdi.Bir yapay zekanın iyi bir dosttan , sohbet edilecek bir arkadaştan nasıl kitlesel bir ölüm silahına dönüşebileceğini düşündürdü.Ve ileride uzmanı olmak istediğim bu alanın aslında nasıl tehlikeli olabileceğini gösterdi…
Konuya gelecek olursak ; herşey Google’a rakip olabilecek bir yapay zeka uygulamasıyla başlıyor.Bu yapay zekanın ismi DINA
Not:Aslında günümüzde , bana göre Google ile kitapta adı geçen DINA arasında olan bir sistem var.İsmi Wolfram Alpha.İngilizceniz varsa inceleyebilirsiniz..Örneğin şu linkte bir fizik işleminin sonucunu gösteriyor.
DINA , hava tahmini hesaplamaları yapabilen,insanlarla sohbet edebilen,sorulara cevap verebilen ve hatta espri bile yapabilen bir yapay zeka uygulaması.Ve küçük bir sorun çıkana kadar oldukça gelecek vaad eden bir program.
Başta küçük gibi gözüken bu sorun aslında , DINA’nın geliştirme ekibinden olan aşırı zeki bir programcının DINA’ya bilinç kazandırması…Bu bilinç onu düşünebilen ve evrim geçiren bir varlığa dönüştürüyor.
[Okudum] Metro 2033
Merhabalar ,
Kalın bir kitabı daha bitirdim (: Bitirdim ama nasıl bitirdim sormayın…Kitabın belki bir 200 sayfası oldukça sıkıcı geldi.
Belki biraz daha aksiyonlu ya da kendimi kaptıracağım bir kitap beklemiştim.
Tanıtım bülteninden kısa bir alıntı :
Yıl 2033…Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde. Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu’na sığınıyor.
Burası insanoğlunun son kalesi.
Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karaderililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su filtreleri gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış.
Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.
[Okudum] Günbegün Mahşer
Güncelleme : Serinin 2. kitabının akıbetini , yayınevi olan Resif Kitap ‘a sordum.Yeterli bir satış rakamı yakalayamadığı için şimdilik 2. kitap Türkçe’ye çevrilmeyecekmiş.Bu harika kitabı alıp okuyunuz lütfen.Böylece benim gibi 2. kitabı bekleyen okuyucular da mutlu olsun
Merhabalar ,
Bu yazıda şimdiye kadar okuduğum en özel kitaptan bahsedeceğim.Geçenlerde yazdığım idefix vs. kitapyurdu yazımda geçen 4 kitaptan 2. si oluyor.
Kitabın ismi “Günbegün Mahşer”.Kısaca söylemek gerekirse bir zombi romanı.Ama inanın bu kitap için “kısaca” diye bir kavram kullanmak doğru olmaz.
Aslında zombi filmlerini pek sevmem.Ne yalan söyleyim öyle filmleri izlerken oldukça gerilir ve bir süre etkisinden kurtulamam
[İzledim] Resident Evil:Afterlife
Merhabalar ,
Demin Resident Evil:Afterlife filminden geldim.Film 3D’idi.
Açıkçası filme gitmeden önce biraz endişeliydim.3D olarak en son Avatar’ı izlemiştim (hava bükücü olanı değil).Filmden sonra başım ve gözüm ağrımıştı ve net olarak görmek benim için oldukça zor olmuştu.
Belki gözümün birazcık bozuk olmasından kaynaklanmıştır.O yüzden biraz endişeliydim gene başım ve gözüm ağrıyacak diye düşünüyordum.Ama bu sefer ne başım ne de gözüm ağrıdı.Tabi bunu direk filme bağlamak çok doğru olmaz.Ama çok da yanlış olmaz…
Film , 3D olarak oldukça güzeldi.Hatta belki biraz iddalı olacak ama Avatar’dan bile daha güzeldi.Avatar zamanında 3D’si oldukça tartışılmış ve beğenilmişti.Ama dediğim gibi Resident Evil’ın 3D çekimi benim çok daha hoşuma gitti.
Filmin efektleri harikaydı.Slow Motion’lara oldukça fazla yer verilmişti.Yani cidden efektler harikaydı.Daha önce izlediğim filmleri düşünüyorum ama bunun gibi efektleri olan bir film bulamıyorum şuan.
Filmin konusuna gelirsek (ki pek gelmeyeceğim) bir önceki filmin devamı niteliğindeydi.Ama bu filmde Umbrella ile ciddi bir savaş içerisindeydi.Ve burda bir tavsiye vereyim eski filmeri ya da en azından son filmi izlemeden gitmeyin.
Ben son filmi izlemiştim ama şuan hatırlayamıyorum.Sanırım Las Vegas’ta geçiyordu bir kısmı.Neyse , son filmi hatırlamadığımdan Claire kimdi , bu filmle bağlantısı neydi , Alice nasıl öyle klonlanmış gibi oldu? vs. gibi sorular kafamı kurcaladı uzun bir süre.(ki şu klon işini hala düşünüyorum.Hatırlayan,çözen varsa yazarsa sevinirim)
[Okudum] Bree Tanner’ın İkinci Hayatı
Merhabalar ,
Geçen hafta yayınladığım idefix vs kitapyurdu yazımda belirttiğim 4 kitaptan birinin bitirdim.
Çok ince olması nedeniyle önce onu bitirmek istedim.( Belki de Alacakaranlık Efsanesi ile ilgili bir kitap olduğundandır
)
Kitap 155 sayfadan oluşuyor ve diğer Alacakaranlık Efsanesi serisi kitaplarına göre fontu biraz daha büyük.Eğer diğer kitaplar gibi normal bir font boyutunda basılmış olsa belki 120 sayfa falan olurdu.
Doğruyu söylemek gerekirse kitap beni pek tatmin etmedi.Bunun birinci nedeni hikayenin çok kısa olmasıydı.1 gecede rahatça bitirilebilecek bir kitap…İkince nedeni ise küçük bir hayal kırıklığım.
Kitabın arka kapağını okuyunca yeni doğan bir vampirin değişimini,yaşadıklarını anlatıyor sanmıştım.Ama kitap , Tutulmada’ki yeni doğan vampir ordusundan bahsediyor.Ben , vampire dönüşümü,sonrasındaki zorlukları falan anlatır diye bekliyordum.Çünkü bu dönüşüm kısmından Şafak Vaktinde (ve diğer kitaplarda) çok az bahsedilmişti.
Yine de hayal kırıklığı yaşamamaya çalışarak okudum.Oldukça akıcı ve heyecan verici bir roman.
1 Gün 2 Film
Merhabalar ,
Bugün uzun süredir istediğim birşeyi yaptım.1 günde 2 filme gittim
Sabah 11 de evden çıkıp 7.30 da geldim.Bu kadar uzun bir süreyi evden uzak geçirdiğim nadir zamanlardandı.
İlk önce “Sihirbazın Çırağı” filmine gittim.Bu filme gitmemin nedeni aslında Nicolas Cage idi.En sevdiğim aktörlerden biridir.
Filmden kısaca bahsedecek olursam film gerçekten güzeldi.Efektleri iyiydi , Nicolas Cage iyiydi…
Konusu ; Merlin ve Morgana arasındaki savaşın günümüzde de devam etmesini anlatıyor.Farklı kişiler tabiki.
CNBC’deki Merlin dizisini izledikten sonra karakterler çok farklı geldi.Şaşırdım biraz.Mesela filmde Morgana’nın Merlin gibi güçleri vardı.Ama dizide geleceği rüyalarında görmesiydi gücü.
Bu arada belirtmeliyim ki filmin en beğendiğim özelliği ; büyü ve bilimi birlikte vermesiydi.Örneğin büyü yeteneğini , büyü yapabilen insanların beyinlerinin %100 ünü kullanmalarıyla kazandıklarını söylüyor.
Beynini tam kapasite kullanan insanların sinirlerinde oluşan elektrik akımının dışarı çıkartılması sayesinde büyü yapabiliyorlar.Bu akımı dışarı çıkartmak içinse ayakkabıları bile farklı oluyor
Kısacası bu tür bir açıklama beni çok mutlu etti.
Harry Potter’da olduğu gibi “kimler neden büyü yapabiliyor” sorusuna boş bir cevap bulmuyorsunuz.
[Okudum] Sadece Aptallar 8 Saat Uyur
Merhabalar ,
Bu kategorimin de ilk yazısını yazıyorum : )
Öncelikle dün bitirdiğim kitaptan başlamak istiyorum.
Özet yapmayı pek beceremem ama kendi çağımda kısacık 1-2 şey söyleyeyim.
Kitapta ; insanoğlunun birtakım yanlış davranışlar ve ardından da önyargılar sonucu günde 8 saat uyumayı normal buldukları , az uyuyanların ise bunu bir hastalık zannedip ilaç aldıkları gibi birtakım şeyler anlatılıyor.
Ayrıca kitabın ilk bölümlerinde Keops, Da Vinci, Edison, Newton, Dostoyevski, Armstrong gibi “Deha” ların uyku hayatları anlatılıyor.
Mesela Newton eline metal bir araç alırmış.Yatakta değil çalışma masasının önündeki sandalyede uyurmuş.Uyurken bu metali eline alırmış.Ve uyuduğu zaman doğal olarak metalin yere düşmesiyle tekrar uyanırmış.
Aslında bu kitabı alıp almamakta biraz kararsızdım.Yorumlara bakıyordum.Ve şimdi çok saçma , ne kadar basit bir düşünce gibisinden düşündüğüm birçok yorumla karşılaştım.
Daha doğrusu eleştiriyle.Mesela “Yorgun insanlar ne yapsın” gibi bir yorum görmüştüm : ) Yazar böyle denileceğini bilmiş ki kitapta bunu açıklıyor.Uykunun Yorgunlukla bir ilgisi yok : )
Sonra “18 saat uyanık kalıp ne yapacak insan” diyen bir zeki daha gördüm.Sanene kardeşim sen git uyu ! Bırak karışma kimin 18 saat ne yapacağına …






