O degil de tum nesem kacti.Yasama sevincim yok oldu artik.
Bir Kere de Yanıltsa Hayat..
Bu hikaye 3 gün öncesinden başlayacak olup içeriği tamamen daldan dala atlama şeklinde ilerleyecektir.
3 gün önce, çarşamba günü, her zaman ki kadar olmasa da sıradan bir gündü.Yemek yedikten sonra yurda yürümeye başlayınca (arası yalnızca 1 dakika) havanın müthiş olduğunu fark etmemle birlikte birden yürümek istemeye başlamıştım.Öğlen gibi kar yağmıştı.Ardından yağmura çevirdi.Yerler kar ve yağmur nedeniyle oldukça kötüydü ama hava çok güzeldi işte.. Hemen odaya gidip montumu aldım.Aslında kulaklığımı alıp müzik eşliğinde mi yürüsem diye çok düşündüm ama derin düşüncelerin bana eşlik etmesini tercih ederek yürümeye ve düşünmeye başladım.
Normalde yürümeyi seven bir insan değilim ama yağmur öncesi,yağmur yağarken ya da yağmur sonrasında yürümeye bayılırım ve yalnız yürümeyi tercih ederim. Bu kısa yürüyüşüm 45 dakika kadar sürdü ve büyük bir kısmını “aslında hayatımın uzun süredir oldukça iyi gittiğini fark etmem” oluşturdu.Gerçekten de güzel gidiyordu.
Düzenli olarak spor yapmaya başlamıştım.Önceden bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ve şuan arama yapamayacak kadar tembel hissediyorum.Yan sekmeye bir geçsem yazı yarım kalır valla. Neyse, Amerikan futboluna başlamış olduğumdan bahsetmiş miydim onu diyecektim.Gayet güzel 5 antremana katıldım.İnsanı öldüren bir antremandı benim için.Normalde zihinsel olanlar hariç (
) herhangi bir sporla uğraşmadığım için zaten bana çoğu kişiye göre bir adım daha zor geliyordu.Ha hiç bir zaman yılmadım, hareketleri yarım yapmadım falan..Hele bir gün merdiven çıkamayacak durumdaydım.Ama şimdi bile bunu hatırlayıp tebessüm ediyorum.Bir şey, kendisine verdiğin önemi herhalde ancak bu kadar açık bir şekilde hatırlatabilir.Güzel günlerdi ama dizimle ilgili bir sıkıntı, hemen ardından bayağı bir hastalanmam ve devamlılık zorunu gibi nedenlerle bu sene ertelemek istedim.Bu yazı buraya nasıl geldi anlamıyorum.İpin ucu gene kaçtı : )
Hah yakaladım.Amerikan futbolunda kondisyonun önemini öğrendim ve spor salonuna gitmeye başlamam gerektiğine karar verdim.Tabi uzun süre başlayamadım.Ta ki 2 hafta önceye kadar.Biraz koşup fitness bölümüne geçiyorum.Ciddi ciddi düzenli olarak gitmeye başladım.Hatta her fırsatta yumurta falan yiyip daha sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Ciddi ciddi ders çalışmaya da başladım.Okuldan sonra yurda gittiğimde yatmak istediğim için kütüphaneye gidiyorum arada.
Sonra çeviri yapmaya başladım.Kısa bir süre sonra “Hafıza Sarayı” isimli kısa bir yazı paylaşacağım.Çevirinin yarısı bitti gibi. Sonra, Amazon’dan aldığım java kitabım geldi.İlk defa ingilizce bir kitap okuyacağım (reader kitaplarını saymazsam).Hem seneye de hazırlık olur.Zaman planlamam biraz daha oturdu mu her şey daha güzel olacak.
Yurtta amfiye izin olmadığı için kulaklık ve kulaklık amfisi aldım.Geçenlerde sınıfa birisi gelmişti.Bir arkadaşa penası olup olmadığını sormuştu.Ben de ilk gitarım (klasik) zamanında aldığım, pek kullanma fırsatı bulamadığım, birkaç ay önce şans eseri bulduğum ve cüzdanımda taşımaya başladığım penamı verdim.Ordan bir muhabbet oldu.O arkadaş elektroya başlamış.Benim sınıftan bir arkadaşım da elektro çalıyordu.Bir yerden sonra biz stüdyoya gitmeyi düşünüyor olmuştuk.Ben daha yeni başladım hiçbir şey çalamam falan demeyip hadi gidelim dedim.
Bir şey üzerinde ne kadar düşünürsem o şeyi yapma ihtimalimin o kadar azaldığını zaten biliyordum.Hem bazen düşünmek sadece zaman kaybı olabiliyor.Ciddi ciddi bunu da bir felsefe haline dönüştürmeye başladım.Bir gün, “birisiyle nasıl tesadüfi bir şekilde karşılaşabilirim” diye olasılık hesabı yapıyordum (hehe çok da dürüstüm yalan yok).Böyle şeylere bir daldım mı onlarca farklı durumu analiz edip en uygununu bulana kadar aklımdan çıkartamam.Sherlock Holmes’ün dövüş sahneleri gibi sanki.Sonra aman boşver bugün olmasın dedim kendi kendime ve yoluma koyuldum.Tüm olasılıkların dışına çıkmış ve olayı akışına bırakmışken o karşılaşma oldu.Üzerinde ustaca düşünülen onlarca şeyden sonra en az olasılığın gerçekleşmesi o gün bu gündür beni düşünmekten soğuttu.Sanırım hayatımda bir kilometre taşı olabilecek tarza bir şey bu.
Kısaca sadete geliyorum.O aldığım dersten sonra “Hadi ama zaman kaybetme.Düşünmeye bir başladın mı şarkıya haftalarca çalışmak isteyeceksin, ve muhtemelen de asla gidemeyeceksin” dedim kendi kendime.İyi ki de demişim.Harika bir deneyim oldu.Stüdyodaki o 1 saatte muhtemelen o hafta güldüğümden daha fazla gülmüşümdür.Kısa bir kayıt aldık.Her dinlediğimde kahkahalar atıyorum
Bu müzik işinin devam etmesi için elimden geleni de yapmak istiyorum.Bu gazla bass’ı ciddi anlamda öğrenmeye başlayabilir ve kendimi geliştirebilirim.Aslında benim aklımda enstrumantal tarza müzik yapacak bir grup var ama gelişmek adına bir süre ne olsa çalarız diyecek durumdayım.Ha bu arada saksafon çalan birisiyle tanıştım geçenlerde.Tam da bir grupta olmasını istediğim enstruman..Bu bakımdan çok şanslı hissediyorum kendimi.İstediğim tarzda müziği yapmak için gerekli her şey var..
Bu arada yeni sınıfımdan da çok memnunum.Geçen dönemin sonlarına doğru sınıfın değişmesi için gün saymaya başlamıştım.Allah’dan dualarım kabul oldu.Neyse bu kısmı kısa geçeyim yoksa bir başlasam bitmez bu yazı.
İşte her şey bir düzene girmeye ve iyiye gitmeye başlamışken hayat ayrı bir güzeldi.
Perşembe günü moralim biraz bozuktu.Nedeni hakkında hiçbir fikrim yok aslında.Kesin bir nedeni vardır ama bilinç altıma sormak lazım bunu.Hava da biraz moralimi bozuyordu açıkçası.Okul çıkış saatine doğru kar yağmaya başlamıştı.Herkes cumanın tatil olması için dua ederken ben olmaması için kendi çapımda nafile bir umut içindeydim.
Çıkışta kütüphaneye gidip biraz çalıştım.Bu sırada yeni sınıfımda tanıştığımız, şuan bölümde olan bilgisayar mühendisliğindeki bir arkadaşla karşılaştık.Biraz bölümden, o hayattan falan bahsetti.Biraz içim karardı ne yalan söyleyim.Bir acayip anlattı bölümü.Üstüne, girişteki koltuklarda üstüne montunu örtüp uyumuş bir öğrenci gördüm ki tam tuz biber oldu..
Akşam yurda dönüp 12′ye kadar uyuyacaktım.Sonra da kalkıp ders çalışmayı planlıyordum.Gün gittikçe kötüleşmeye başlamıştı.Kendimi pek iyi hissetmiyordum.Bir duşa gireyim dedim ama 1 saat durdum herhalde.Çok da iyi geldi aslında.Sonra tam uyuyacakken koridorda sevinç çığlıkları duyulmaya başladı.Bir öğretmen öğrencilerine, yarının tatil olacağını mail atmış.
Hemen bilgisayara koşup maillerime bakmaya başladım ki mail sistemi çökmüştü.Süper!Yaklaşık 5 dakika kadar sonra maili bırakıp okul sitesinin duyurularına baktım.Benim için üzücü haber oradaydı, okul tatildi.Halbuki ben Mid-Term’den çıkıp Adana’ya dönecek pazartesi ve salı da devamsızlık yapıp çarşamba dönecektim.Tüm planlarım altüst oldu.Çünkü MT pazartesi olacaktı büyük ihtimalle.Saat de 10 olacak neredeyse.”Hadi Kızılay’a gidelim” dedim 2 arkadaşıma.Biri kabul etti diğeri etmedi.Buradan tekrar selam ederim onlara.Canım da iyice sıkkındı zaten.Sanırım hayatımın en hızlı kararını vererek Adana’ya dönüş biletimi alması için annemi aradım hemen
Yarım saat içinde yola çıkmak üzere hazırdım.Bir değişiklik şarttı.”Acaba bu karda yolda kalır mıyım,dönebilir miyim” diye hiç düşünmedim.Çok iyi oldu çok da güzel oldu.İyi ki gelmişim.Zaten MT salıya ertelenmiş.Normal planımdan 1 gün erken döneceğim o kadar.
Ha bu arada, bu satırlar arasında yer edinmesini istediğim önemli bir gelişme de oldu.Cuma akşamı babam ilk defa arabayı verdi bana.Ehliyetimi alalı abartmıyorum neredeyse 1 yıl olacak.Yüzlerce kilometre araba kullandım.Ama daha düne kadar arabayı alamıyordum
Neyse ki sağ salim gidip geldim.Şunu da ekleyeyim gece vakti araba kullanırken Eddie Vedder – Long Nights şarkısı insanı alıp götürüyormuş (kötü anlamda değil, dikkat falan dağıtmıyor hani).Beni zaten alıp götüren bir şarkı ama sanki aynı şarkıyla binlerce kilometre gidebilir gibi hissettiriyor insana.Bir kere daha bu şarkıya aşık oldum.Söylemeyi unuttum Underworld filmine gittim.Ama artık gelenekselleştirdiğim, sinema sonrası eleştiri yazımı yazmayacağım.Canım hiç istemiyor.Fena film değildi onu söyleyim yeter.
Cumartesi (yani bugün ama yazıya dün başladım) liseden 2 arkadaşımla buluştuk.Oradan oraya dolaştık 3 farklı mekana gittik.Baraj Yolundan Turgut Özal’a yürüdük.Geçen sene olsa, kafama silah dayasalar yine yürümezdim ama Ankara bu konuda çok değiştirdi beni.Yürüdüğümü anlamadım bile. Not:Adana’nın ulaşım olarak gözünü seveyim.Bir kez daha anladım..
Yarınsa yine liseden başka bir arkadaşımla buluşacağım.Kendisi aynı zamanda şu blogun güzide yazarı ve sahibi olur.Pazartesi’de ders çalışıp akşamında Ankara’ya dönüş yolculuğuma başlayacağım.Salı günü MT’e girip Perşembe günü de stüdyoya gideceğiz bir aksilik çıkmazsa.
“To sum up”, o gün yürürken “aslında hayatımın uzun süredir oldukça iyi gittiğini fark etmem” diye düşündüm demiştim ya.Hemen ardından “acaba bu sefer ne kadar sürecek bu iyi gitme” diye düşünmüş ve kendimi ayıplamıştım.Şansım ne zaman yaver gitse “bunun acısı yine fena çıkacak” diye düşünen bir tip olmuştum.Bunun da değişme vakti geldi demiş ve bunu düşünmeyi bırakmıştım.Hayat beni yine yanıltmadı ve hemen ertesi gün kendisini hatırlattı.Ne güzel…
Trackback from your site.