O degil de tum nesem kacti.Yasama sevincim yok oldu artik.
Author Archive
Amerika Fiyatına Mac’leri Kaçırma!
23 Nisan’a özel fiyatlandırılan MacBook Pro ve MacBook Air modellerindeki kampanya bitmeden harekete geçin çünkü 30 Nisan son gün…
Türkiye’de Avrupa fiyatları baz alınarak fiyatlandırılan Apple ürünleri bu kampanya ile Amerika fiyatlarına inmiş durumda.
Kampanyada MacBook Air 11 inch giriş modeli KDV dahil 2147 TL; MacBook Pro giriş modeli ise 2590 TL; üstelik 12 ay World Card taksit imkanıyla… Artık ürünleri yurtdışından getirme dönemi kapandı…
Apple severler haydi yetkili mağazalara…
iPad 2 Almak İçin Daha Ne Bekliyorsun?
Dijital yaşam koçu Bilkom, iPad 2 almak isteyenlerin yüzüne güldü ve son kullanıcı fiyatlarında KDV’si dahil 118 Dolar indirim yapınca iPad 2’ler KDV’si dahil 1065 TL’den satışa çıktı. Bu sayede Amerika’dan iPad alma faslı resmen sona erdi.
İndirim dönemini kaçıranlar çok üzülecek! Çünkü iPad 2’nin 32 GB ve 64 GB’lık yüksek kapasiteli modelleri kampanya ardından tükenecek ve sadece iPad 2 16 GB satışta kalacak.
Siyah mı istersin, beyaz mı istersin bilinmez ama herkesin bu çok hesaplı iPad 2’leri almak isteyeceği kesin!
Daha fazla bilgi için tıklayın.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Kartalkaya’yı Ateşleyenler
Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?
Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.
Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.
İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.
http://www.facebook.com/BurnTurkiye
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Eğlence Günü
Çarşamba günü yoğun kar yağışı nedeniyle okul tatil edildi.Okulun tatil olması haberini sabah saat 8.06 geçe mail atan yönetime saygılarımı sunuyorum bu arada.Çarşamba günü ikindi saatlerinde perşembenin de (yani bugün) tatil olduğu haberini aldık.
Aslında bu bir ilkti.Tatil haberinin bu kadar saat öncesinden öğrencilere duyurulması tüm TOBB öğrencileri tarafından şaşkınlıkla karşılandı.Haberi alan Facebook’da şaşkınlığını dile getiriyordu
Bugün de annem geliyordu.Sabah erkenden kalktım ama yollar kapandığından annem gecikeceğini mesaj atmış.Nasılsa beni arar dedim ve vurup kafayı yattım.10 gibi tekrar uyanıp annemin nerede olduğunu öğrendim ve bir yemek planı yaptım.Kalktım giyindim ve beklemeye başladım.Sonra öğrendim ki annem ilk bana uğramayacakmış (öyle yapmasını söylemiştim halbuki).Eşyalarını bırakmaya gitmiş öncesinde.Öğleden sonra arkadaşlarla bowling oynamaya gidecektik ve bu durum bir sorundu.Eh o zaman yarın görüşelim dedim bunu not ettim.
Öncesinde, beni kahvaltıya çağıran arkadaşlarıma “Ben annemle yiyeceğim.Size afiyet olsun” demiştim.Neyse ki çok geç olmadan yetiştim.Nasıl desem (ııı …) ilk defa birilerine otlanmış gibi oldum
Gerçi yumurtaları kırıp biraz karıştırdım o da bir şey aslında.
Öğleden sonra bowling oynamak üzere Kentpark’a gittik.Bu arada müthiş bir hesap yaptım.Bizim yurttan 3 kişi taksiye binip Kentpark’a giderse ulaşım 1 TL kadar daha ucuz oluyor.Süreyi zaten söylememe bile gerek yok.Ulaşım aracına ulaşmak için 25 dk. yürümek gerekiyor.
Neyse, 6 arkadaş (yalnızca birimiz daha önce oynamıştı) bowling oynamak üzere oyun salonuna gittik,adımızı yazdırdık ve ayakkabılarımızı aldık.Kasanın oralarda bir yerlerde Rambo posteri vardı.İsmimi söyledikten 5 sn. sonra aklıma geldi ama geç kalmıştım..Bir daha ki sefere kesinlikle ismime Rambo yazdıracağım
Bu arada ayakkabı büyük oldu ama gidip değiştirmeye üşendim.Çok önemi de yokmuş (sanki).
Oyunun başlangıcına iyi tarafından bakacak olursam, ilk sırada ben yoktum, ben ikinciydim.İlk arkadaş atış yaparken ben tüm salonu analiz etmeye, oynamayı bilenleri zihnimde işaretlemeye, ve bunlardan bir şeyler kapmak üzere hafiften izlemeye çalışıyordum.Oyundan birkaç saat önce Uzman TV’den “nasıl atış yapılır” gibi izlediğim videolarda olduğu gibi bunun da pek bir yararı olmadı.Gerçi araştırmamdan 2 şey öğrenmiştim.
Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO’yu Seçti… Sıra Sende!
Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan’la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana beyaz VAIO’yu seçti.
Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO’yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Rumeli Hisarı’nda Büyüleyen Fantastik Gösteri!
Daha önce Galata Kulesi’nde yaptığı project mapping ile dikkatleri üzerine çeken 8×4, yeni ürünleri olan Beauty ve Beast için bu sefer de Rumeli Hisarı’nda görkemli bir project mapping uygulaması yapmış. Fantastik gösteriye, hepimizin yakından bildiği Güzel ve Çirkin masalı ilham vermiş. Birbirine kavuşamayan iki aşığın kötü niyetli ejderhaya karşı olan savaşı konu edilmiş. Ejderha masalın sonunda 8×4′ün yeni kokularına yenik düşüyor ve aşıklar kavuşuyor.
Bu arada söylemeden edemeyeceğim; 8×4 gerçekten de hoş ve güçlü kokulara sahip… Deodorant özelliğinin yanında bir parfüm gibi de rahatlıkla kullanılabilir. Gösteriyi Rumeli Hisarı’nda seyredemeyenler için aşağıda paylaşıyorum.
8×4 dünyasını Facebook’tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Bir Kere de Yanıltsa Hayat..
Bu hikaye 3 gün öncesinden başlayacak olup içeriği tamamen daldan dala atlama şeklinde ilerleyecektir.
3 gün önce, çarşamba günü, her zaman ki kadar olmasa da sıradan bir gündü.Yemek yedikten sonra yurda yürümeye başlayınca (arası yalnızca 1 dakika) havanın müthiş olduğunu fark etmemle birlikte birden yürümek istemeye başlamıştım.Öğlen gibi kar yağmıştı.Ardından yağmura çevirdi.Yerler kar ve yağmur nedeniyle oldukça kötüydü ama hava çok güzeldi işte.. Hemen odaya gidip montumu aldım.Aslında kulaklığımı alıp müzik eşliğinde mi yürüsem diye çok düşündüm ama derin düşüncelerin bana eşlik etmesini tercih ederek yürümeye ve düşünmeye başladım.
Normalde yürümeyi seven bir insan değilim ama yağmur öncesi,yağmur yağarken ya da yağmur sonrasında yürümeye bayılırım ve yalnız yürümeyi tercih ederim. Bu kısa yürüyüşüm 45 dakika kadar sürdü ve büyük bir kısmını “aslında hayatımın uzun süredir oldukça iyi gittiğini fark etmem” oluşturdu.Gerçekten de güzel gidiyordu.
Düzenli olarak spor yapmaya başlamıştım.Önceden bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ve şuan arama yapamayacak kadar tembel hissediyorum.Yan sekmeye bir geçsem yazı yarım kalır valla. Neyse, Amerikan futboluna başlamış olduğumdan bahsetmiş miydim onu diyecektim.Gayet güzel 5 antremana katıldım.İnsanı öldüren bir antremandı benim için.Normalde zihinsel olanlar hariç (
) herhangi bir sporla uğraşmadığım için zaten bana çoğu kişiye göre bir adım daha zor geliyordu.Ha hiç bir zaman yılmadım, hareketleri yarım yapmadım falan..Hele bir gün merdiven çıkamayacak durumdaydım.Ama şimdi bile bunu hatırlayıp tebessüm ediyorum.Bir şey, kendisine verdiğin önemi herhalde ancak bu kadar açık bir şekilde hatırlatabilir.Güzel günlerdi ama dizimle ilgili bir sıkıntı, hemen ardından bayağı bir hastalanmam ve devamlılık zorunu gibi nedenlerle bu sene ertelemek istedim.Bu yazı buraya nasıl geldi anlamıyorum.İpin ucu gene kaçtı : )
Hah yakaladım.Amerikan futbolunda kondisyonun önemini öğrendim ve spor salonuna gitmeye başlamam gerektiğine karar verdim.Tabi uzun süre başlayamadım.Ta ki 2 hafta önceye kadar.Biraz koşup fitness bölümüne geçiyorum.Ciddi ciddi düzenli olarak gitmeye başladım.Hatta her fırsatta yumurta falan yiyip daha sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Ciddi ciddi ders çalışmaya da başladım.Okuldan sonra yurda gittiğimde yatmak istediğim için kütüphaneye gidiyorum arada.
Sonra çeviri yapmaya başladım.Kısa bir süre sonra “Hafıza Sarayı” isimli kısa bir yazı paylaşacağım.Çevirinin yarısı bitti gibi. Sonra, Amazon’dan aldığım java kitabım geldi.İlk defa ingilizce bir kitap okuyacağım (reader kitaplarını saymazsam).Hem seneye de hazırlık olur.Zaman planlamam biraz daha oturdu mu her şey daha güzel olacak.
Hoşgittin 2011
Bu yıl da yaratıcılığın dibine vurarak geçen seneki başlığımın aynısını yazıyorum.Zaten yazmakta bayağı bir geç kaldım bu yıl.Bir de başlık aramakla zaman kaybetmeyeyim.
Geçen yıl yazdığım yazıyı göz önünde bulundurarak 2011 özeti tarzında bir yazı yazmakla başlayayım.
———————————————————————————————-
TOBB ETÜ Bilgisayar Mühendisliğini kazandım.Şu anda hazırlık okumaktayım.
Geçen yıl başlayıp yarım bıraktığım Java kitabıma bu yıl da başlayıp yarım bıraktım.Artık gelenekleştiriyorum sanırım.
2010′da okuduğum o Gohor isimki kitaptaki beni cezbeden Yapay Zeka konusunda iyice kafayı bozdum.Sanırım bölüme geçince buna yoğunlaşacağım.Gelecekle ilgili aklımda başka bir düşünce yok.
Helikopterimle (Lama v4) güzel zamanlar geçirdik.En son,palleri kırdığım için DealExtreme’den yeni pal ve mekanik set almıştım ama helikopterin ayarı iyice bozdu.Yani çok bozdu bir noktadan sonra bozmaz dedim yine bozdu.Sonra da hevesim kaçtı zaten.Ama yazın babamla lambalı amfi yapmayacak olursak ona ayrılacak bütçeyle bir üst seviye helikoptere geçebilirim.Çok sevdim bu hobiyi.
Şu psikolojik araştırmamda bayağı bilgi topladım.Beklediğim sonuçlar çıktı.Bir üst aşamaya geçebilirim.
Ehliyetimi aldım hatta Dikmen’in (Ankara) beni korkutan o yokuşlarında (tek başıma sayılabilecekken) araba kullandım.
[İzledim] Sherlock Holmes 2
Öncelikle, 3 aydan biraz daha uzun süredir hiç yazı yayınlamamışım bunun farkına vardım.Üniversitedeki ilk ayımda zaten yazı yazabileceğim bir bilgisayarım yoktu.Sonrasında ise hevesim kaçmıştı.Bu aralar herhangi bir konuda sıklıkla başıma geldiği gibi…Şuan taslaklarda 2 yazım var.Bu haftam tamamen boş aslında.Belki geç de olsa o yazıları tamamlar ve yayınlarım.Lafı fazla uzatmadan, diyeceğim o ki Sherlock Holmes 2′yi izlemem 3 aylık sessizliğime bir son verdi.
Sinemaya tek başıma gitmeyi pek sevmediğimden ve yeni arkadaşlarımın çoğu Imdb usulü önyargılara sahip olduklarından Ankara’da henüz sadece 2 kere sinemaya gidebildim.Zaten ilk seferinde fırsat bu fırsat 2 filme girelim bari demiştim.Geleyim film hakkında düşüncelerime.
- Genel itibariyle harika bir filmdi.Direk 8.5/10 puan vermekle başlayayım.
- Müzikler ilk filmde olduğu gibi Hans Zimmer imzası taşıyordu.Zaten Hans Zimmer dediğim için fazla açıklama yapmaya gerek duymuyorum.İlk filmdeki Discombobulate isimli giriş müziği ikinci filmde de vardı.
- Senaryo tek kelimeyle mükemmeldi.Olaylar birbirlerine çok iyi bağlanmıştı.Çoğu şeyi tahmin etmek zordu.Olay örgüsü içerisinde fazlaca “beklenmedik” şey gerçekleşti.
- Robert Dawney Jr. hayranlığımı bir kenara bırakacak olursam, oyunculuklar takdire şayandı.Bu filmle de Robert Dawney hayranlığım bir kat daha arttı.
- Türü gizem ve macera ağırlıklı olan bu filmde çok sağlam espriler de vardı.Birkaç sahnede salonca katıla katıla güldüğümüz oldu.Sanırım ilk filmde de böyle birkaç sahne vardı.Bence bu durum “çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu tamam mı”
- İlk filmde olduğu gibi bu filmde de 18. yüzyıl ingiltere’si harika bir şekilde bizlere aktarılıyor.Filmi izlerken hiç yapay bir atmosfer havası sezmedim açıkçası.Döneme uygun yapı,araç,kıyafet,silah vs. gibi şeyler gayet iyi kullanılmıştı.Aynı havayı bir de Indiana Jones’da sezmiştim.Sanırım eski zaman havası veren filmler listesi yapsam ilk 2′yi bu filmler alır.
- İlk filmdeki dövüş sahnesi o kadar iyiydi ki hala hatırlarım.Bu tür sahneler ikinci filmde de gayet başarılı bir şekilde mevcut.Başrol oyuncularının değişmemesi,Sherlock’un Watson’un köpeğiyle uğraşması,evi vb. unsurların aynen korunması hoştu.Gerçi serinin devamı gelirse 3. bir dövüş sahnesi klasikleşti damgası yiyebilir..
- Müziklere zaten söylenecek bir şey yok.Bunun yanında efektler de oldukça iyiydi.Matrix tarzı yavaş çekim sahneleri,patlamalar vs. çok başarılıydı bence.Normal akışında giden bir sahnenin birden yavaş çekime geçmesi ve ardından gelen,insanı o atmosfere başarıyla sokabilen sesler..
- Hala Adana’da olsam nüfusu ve bu yazıyı okuyabilecek Adana’lı,potansiyel bir sinemaseverin sayısını düşenerek bunu yazmazdım ama Ankara nüfusunu dikkate alırsam bunu yazmam gerek sanırım.Ankamall-AFM sinemasında altyazı ciddi anlamda sorunluydu.Şöyle tarif etmeye çalışayım : “3D bir filmde gözlüğü çıkardığınızda altyazı nasıl gözüküyorsa bu salonda da aynen öyleydi.Salonda çoğu kişi bu durumdan şikayetçiydi.Yani size tavsiyem farklı bir sinemaya gidin..
- Şunu da eklemeden geçmek istemiyorum.Sinemaya gittiğim bir arkadaşım ilk filmi izlememişti.Buna rağmen filmden çıkınca filmi çok beğendiğini söyledi.Gerçekten de serinin ilk filmiyle öyle aman aman bir bağlantı yoktu.Tabi ki ilk filmi henüz izlememiş olanlara izleyip gitmelerini öneririm ama öyle de izlenebiliyormuş demek ki.
- Bu arada tren sahnesinde Robert Dawney Jr. makyajı akmış haliyle tıpkı Jocker’e benzemiyor muydu sizce de?
Şehirden Ayrılma Vakti
Üniversite kaydı, hazırlık sınavı derken okul 12 Eylül’de açılıyor.Ve benim için de artık ayrılık vakti geldi.
Koca bir yaz tatili nasıl geçmedi anlamadım.Sınavdan sonraki 1-2 hafta falan rahat olduğumu hatırlıyorum.Yani en azından annemin “oğlum hiç bakmadın mı kaç net yapmışsındır x dersinden” gibi soruları dışında oldukça rahattım
Sınavdan çıkıp kontrol etme gibi şeyler pek bana göre değildir de..
O 1-2 haftadan sonra sonuç stresi dönemine girmiştim.”Acaba kaç puan alırım?” “İnşallah biyolojiden – nete düşmem” gibisinden soruların havada uçuştuğu o dönem..Ardından sonuçların açıklanmasıyla tercih stresi dönemine girmiştim.
Annemin sürekli “oğlum garanti bir yerler daha yaz riske atma” demesi üzerine en kötü dönem başlamıştı.Sanırım en streslisi o kısımdı.En sonunda gidip kendi sıralamamın yaklaşık 200 bin gerisindeki bir üniversite yazıp bu konuyu kapatmıştım.
Bu bölümün de hemen ardından “Acaba hangi üniversite olacak?” dönemi başladı.Tabi bu dönemlerin hiç birinin bitiş tarihi önceden belli değildi.Sayın ÖSYM yine YGS’de yaptığını yapıp sessiz sedasız , kafasına estiği şekilde açıkladı her şeyi.
Birkaç hafta önce TOBB ETÜ’yü kazandığımı öğrenmem ve geçen haftayı yazlıkta geçirmem nedeniyle en rahat 1 haftamı geçirdim.Bu 1 hafta belki de ilkokuldan sonraki en rahat günlerimdi.Kafamda ders ve sınavla ilgili hiçbir şey olmadan geçen 1 hafta…
Yani bu yaz kafam, yaklaşık olarak 3 hafta kadar rahat etti.


