O degil de tum nesem kacti.Yasama sevincim yok oldu artik.
Eğlence Günü
Çarşamba günü yoğun kar yağışı nedeniyle okul tatil edildi.Okulun tatil olması haberini sabah saat 8.06 geçe mail atan yönetime saygılarımı sunuyorum bu arada.Çarşamba günü ikindi saatlerinde perşembenin de (yani bugün) tatil olduğu haberini aldık.
Aslında bu bir ilkti.Tatil haberinin bu kadar saat öncesinden öğrencilere duyurulması tüm TOBB öğrencileri tarafından şaşkınlıkla karşılandı.Haberi alan Facebook’da şaşkınlığını dile getiriyordu
Bugün de annem geliyordu.Sabah erkenden kalktım ama yollar kapandığından annem gecikeceğini mesaj atmış.Nasılsa beni arar dedim ve vurup kafayı yattım.10 gibi tekrar uyanıp annemin nerede olduğunu öğrendim ve bir yemek planı yaptım.Kalktım giyindim ve beklemeye başladım.Sonra öğrendim ki annem ilk bana uğramayacakmış (öyle yapmasını söylemiştim halbuki).Eşyalarını bırakmaya gitmiş öncesinde.Öğleden sonra arkadaşlarla bowling oynamaya gidecektik ve bu durum bir sorundu.Eh o zaman yarın görüşelim dedim bunu not ettim.
Öncesinde, beni kahvaltıya çağıran arkadaşlarıma “Ben annemle yiyeceğim.Size afiyet olsun” demiştim.Neyse ki çok geç olmadan yetiştim.Nasıl desem (ııı …) ilk defa birilerine otlanmış gibi oldum
Gerçi yumurtaları kırıp biraz karıştırdım o da bir şey aslında.
Öğleden sonra bowling oynamak üzere Kentpark’a gittik.Bu arada müthiş bir hesap yaptım.Bizim yurttan 3 kişi taksiye binip Kentpark’a giderse ulaşım 1 TL kadar daha ucuz oluyor.Süreyi zaten söylememe bile gerek yok.Ulaşım aracına ulaşmak için 25 dk. yürümek gerekiyor.
Neyse, 6 arkadaş (yalnızca birimiz daha önce oynamıştı) bowling oynamak üzere oyun salonuna gittik,adımızı yazdırdık ve ayakkabılarımızı aldık.Kasanın oralarda bir yerlerde Rambo posteri vardı.İsmimi söyledikten 5 sn. sonra aklıma geldi ama geç kalmıştım..Bir daha ki sefere kesinlikle ismime Rambo yazdıracağım
Bu arada ayakkabı büyük oldu ama gidip değiştirmeye üşendim.Çok önemi de yokmuş (sanki).
Oyunun başlangıcına iyi tarafından bakacak olursam, ilk sırada ben yoktum, ben ikinciydim.İlk arkadaş atış yaparken ben tüm salonu analiz etmeye, oynamayı bilenleri zihnimde işaretlemeye, ve bunlardan bir şeyler kapmak üzere hafiften izlemeye çalışıyordum.Oyundan birkaç saat önce Uzman TV’den “nasıl atış yapılır” gibi izlediğim videolarda olduğu gibi bunun da pek bir yararı olmadı.Gerçi araştırmamdan 2 şey öğrenmiştim.
Bir Kere de Yanıltsa Hayat..
Bu hikaye 3 gün öncesinden başlayacak olup içeriği tamamen daldan dala atlama şeklinde ilerleyecektir.
3 gün önce, çarşamba günü, her zaman ki kadar olmasa da sıradan bir gündü.Yemek yedikten sonra yurda yürümeye başlayınca (arası yalnızca 1 dakika) havanın müthiş olduğunu fark etmemle birlikte birden yürümek istemeye başlamıştım.Öğlen gibi kar yağmıştı.Ardından yağmura çevirdi.Yerler kar ve yağmur nedeniyle oldukça kötüydü ama hava çok güzeldi işte.. Hemen odaya gidip montumu aldım.Aslında kulaklığımı alıp müzik eşliğinde mi yürüsem diye çok düşündüm ama derin düşüncelerin bana eşlik etmesini tercih ederek yürümeye ve düşünmeye başladım.
Normalde yürümeyi seven bir insan değilim ama yağmur öncesi,yağmur yağarken ya da yağmur sonrasında yürümeye bayılırım ve yalnız yürümeyi tercih ederim. Bu kısa yürüyüşüm 45 dakika kadar sürdü ve büyük bir kısmını “aslında hayatımın uzun süredir oldukça iyi gittiğini fark etmem” oluşturdu.Gerçekten de güzel gidiyordu.
Düzenli olarak spor yapmaya başlamıştım.Önceden bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ve şuan arama yapamayacak kadar tembel hissediyorum.Yan sekmeye bir geçsem yazı yarım kalır valla. Neyse, Amerikan futboluna başlamış olduğumdan bahsetmiş miydim onu diyecektim.Gayet güzel 5 antremana katıldım.İnsanı öldüren bir antremandı benim için.Normalde zihinsel olanlar hariç (
) herhangi bir sporla uğraşmadığım için zaten bana çoğu kişiye göre bir adım daha zor geliyordu.Ha hiç bir zaman yılmadım, hareketleri yarım yapmadım falan..Hele bir gün merdiven çıkamayacak durumdaydım.Ama şimdi bile bunu hatırlayıp tebessüm ediyorum.Bir şey, kendisine verdiğin önemi herhalde ancak bu kadar açık bir şekilde hatırlatabilir.Güzel günlerdi ama dizimle ilgili bir sıkıntı, hemen ardından bayağı bir hastalanmam ve devamlılık zorunu gibi nedenlerle bu sene ertelemek istedim.Bu yazı buraya nasıl geldi anlamıyorum.İpin ucu gene kaçtı : )
Hah yakaladım.Amerikan futbolunda kondisyonun önemini öğrendim ve spor salonuna gitmeye başlamam gerektiğine karar verdim.Tabi uzun süre başlayamadım.Ta ki 2 hafta önceye kadar.Biraz koşup fitness bölümüne geçiyorum.Ciddi ciddi düzenli olarak gitmeye başladım.Hatta her fırsatta yumurta falan yiyip daha sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Ciddi ciddi ders çalışmaya da başladım.Okuldan sonra yurda gittiğimde yatmak istediğim için kütüphaneye gidiyorum arada.
Sonra çeviri yapmaya başladım.Kısa bir süre sonra “Hafıza Sarayı” isimli kısa bir yazı paylaşacağım.Çevirinin yarısı bitti gibi. Sonra, Amazon’dan aldığım java kitabım geldi.İlk defa ingilizce bir kitap okuyacağım (reader kitaplarını saymazsam).Hem seneye de hazırlık olur.Zaman planlamam biraz daha oturdu mu her şey daha güzel olacak.
Hoşgittin 2011
Bu yıl da yaratıcılığın dibine vurarak geçen seneki başlığımın aynısını yazıyorum.Zaten yazmakta bayağı bir geç kaldım bu yıl.Bir de başlık aramakla zaman kaybetmeyeyim.
Geçen yıl yazdığım yazıyı göz önünde bulundurarak 2011 özeti tarzında bir yazı yazmakla başlayayım.
———————————————————————————————-
TOBB ETÜ Bilgisayar Mühendisliğini kazandım.Şu anda hazırlık okumaktayım.
Geçen yıl başlayıp yarım bıraktığım Java kitabıma bu yıl da başlayıp yarım bıraktım.Artık gelenekleştiriyorum sanırım.
2010′da okuduğum o Gohor isimki kitaptaki beni cezbeden Yapay Zeka konusunda iyice kafayı bozdum.Sanırım bölüme geçince buna yoğunlaşacağım.Gelecekle ilgili aklımda başka bir düşünce yok.
Helikopterimle (Lama v4) güzel zamanlar geçirdik.En son,palleri kırdığım için DealExtreme’den yeni pal ve mekanik set almıştım ama helikopterin ayarı iyice bozdu.Yani çok bozdu bir noktadan sonra bozmaz dedim yine bozdu.Sonra da hevesim kaçtı zaten.Ama yazın babamla lambalı amfi yapmayacak olursak ona ayrılacak bütçeyle bir üst seviye helikoptere geçebilirim.Çok sevdim bu hobiyi.
Şu psikolojik araştırmamda bayağı bilgi topladım.Beklediğim sonuçlar çıktı.Bir üst aşamaya geçebilirim.
Ehliyetimi aldım hatta Dikmen’in (Ankara) beni korkutan o yokuşlarında (tek başıma sayılabilecekken) araba kullandım.
[İzledim] Sherlock Holmes 2
Öncelikle, 3 aydan biraz daha uzun süredir hiç yazı yayınlamamışım bunun farkına vardım.Üniversitedeki ilk ayımda zaten yazı yazabileceğim bir bilgisayarım yoktu.Sonrasında ise hevesim kaçmıştı.Bu aralar herhangi bir konuda sıklıkla başıma geldiği gibi…Şuan taslaklarda 2 yazım var.Bu haftam tamamen boş aslında.Belki geç de olsa o yazıları tamamlar ve yayınlarım.Lafı fazla uzatmadan, diyeceğim o ki Sherlock Holmes 2′yi izlemem 3 aylık sessizliğime bir son verdi.
Sinemaya tek başıma gitmeyi pek sevmediğimden ve yeni arkadaşlarımın çoğu Imdb usulü önyargılara sahip olduklarından Ankara’da henüz sadece 2 kere sinemaya gidebildim.Zaten ilk seferinde fırsat bu fırsat 2 filme girelim bari demiştim.Geleyim film hakkında düşüncelerime.
- Genel itibariyle harika bir filmdi.Direk 8.5/10 puan vermekle başlayayım.
- Müzikler ilk filmde olduğu gibi Hans Zimmer imzası taşıyordu.Zaten Hans Zimmer dediğim için fazla açıklama yapmaya gerek duymuyorum.İlk filmdeki Discombobulate isimli giriş müziği ikinci filmde de vardı.
- Senaryo tek kelimeyle mükemmeldi.Olaylar birbirlerine çok iyi bağlanmıştı.Çoğu şeyi tahmin etmek zordu.Olay örgüsü içerisinde fazlaca “beklenmedik” şey gerçekleşti.
- Robert Dawney Jr. hayranlığımı bir kenara bırakacak olursam, oyunculuklar takdire şayandı.Bu filmle de Robert Dawney hayranlığım bir kat daha arttı.
- Türü gizem ve macera ağırlıklı olan bu filmde çok sağlam espriler de vardı.Birkaç sahnede salonca katıla katıla güldüğümüz oldu.Sanırım ilk filmde de böyle birkaç sahne vardı.Bence bu durum “çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu tamam mı”
- İlk filmde olduğu gibi bu filmde de 18. yüzyıl ingiltere’si harika bir şekilde bizlere aktarılıyor.Filmi izlerken hiç yapay bir atmosfer havası sezmedim açıkçası.Döneme uygun yapı,araç,kıyafet,silah vs. gibi şeyler gayet iyi kullanılmıştı.Aynı havayı bir de Indiana Jones’da sezmiştim.Sanırım eski zaman havası veren filmler listesi yapsam ilk 2′yi bu filmler alır.
- İlk filmdeki dövüş sahnesi o kadar iyiydi ki hala hatırlarım.Bu tür sahneler ikinci filmde de gayet başarılı bir şekilde mevcut.Başrol oyuncularının değişmemesi,Sherlock’un Watson’un köpeğiyle uğraşması,evi vb. unsurların aynen korunması hoştu.Gerçi serinin devamı gelirse 3. bir dövüş sahnesi klasikleşti damgası yiyebilir..
- Müziklere zaten söylenecek bir şey yok.Bunun yanında efektler de oldukça iyiydi.Matrix tarzı yavaş çekim sahneleri,patlamalar vs. çok başarılıydı bence.Normal akışında giden bir sahnenin birden yavaş çekime geçmesi ve ardından gelen,insanı o atmosfere başarıyla sokabilen sesler..
- Hala Adana’da olsam nüfusu ve bu yazıyı okuyabilecek Adana’lı,potansiyel bir sinemaseverin sayısını düşenerek bunu yazmazdım ama Ankara nüfusunu dikkate alırsam bunu yazmam gerek sanırım.Ankamall-AFM sinemasında altyazı ciddi anlamda sorunluydu.Şöyle tarif etmeye çalışayım : “3D bir filmde gözlüğü çıkardığınızda altyazı nasıl gözüküyorsa bu salonda da aynen öyleydi.Salonda çoğu kişi bu durumdan şikayetçiydi.Yani size tavsiyem farklı bir sinemaya gidin..
- Şunu da eklemeden geçmek istemiyorum.Sinemaya gittiğim bir arkadaşım ilk filmi izlememişti.Buna rağmen filmden çıkınca filmi çok beğendiğini söyledi.Gerçekten de serinin ilk filmiyle öyle aman aman bir bağlantı yoktu.Tabi ki ilk filmi henüz izlememiş olanlara izleyip gitmelerini öneririm ama öyle de izlenebiliyormuş demek ki.
- Bu arada tren sahnesinde Robert Dawney Jr. makyajı akmış haliyle tıpkı Jocker’e benzemiyor muydu sizce de?
Şehirden Ayrılma Vakti
Üniversite kaydı, hazırlık sınavı derken okul 12 Eylül’de açılıyor.Ve benim için de artık ayrılık vakti geldi.
Koca bir yaz tatili nasıl geçmedi anlamadım.Sınavdan sonraki 1-2 hafta falan rahat olduğumu hatırlıyorum.Yani en azından annemin “oğlum hiç bakmadın mı kaç net yapmışsındır x dersinden” gibi soruları dışında oldukça rahattım
Sınavdan çıkıp kontrol etme gibi şeyler pek bana göre değildir de..
O 1-2 haftadan sonra sonuç stresi dönemine girmiştim.”Acaba kaç puan alırım?” “İnşallah biyolojiden – nete düşmem” gibisinden soruların havada uçuştuğu o dönem..Ardından sonuçların açıklanmasıyla tercih stresi dönemine girmiştim.
Annemin sürekli “oğlum garanti bir yerler daha yaz riske atma” demesi üzerine en kötü dönem başlamıştı.Sanırım en streslisi o kısımdı.En sonunda gidip kendi sıralamamın yaklaşık 200 bin gerisindeki bir üniversite yazıp bu konuyu kapatmıştım.
Bu bölümün de hemen ardından “Acaba hangi üniversite olacak?” dönemi başladı.Tabi bu dönemlerin hiç birinin bitiş tarihi önceden belli değildi.Sayın ÖSYM yine YGS’de yaptığını yapıp sessiz sedasız , kafasına estiği şekilde açıkladı her şeyi.
Birkaç hafta önce TOBB ETÜ’yü kazandığımı öğrenmem ve geçen haftayı yazlıkta geçirmem nedeniyle en rahat 1 haftamı geçirdim.Bu 1 hafta belki de ilkokuldan sonraki en rahat günlerimdi.Kafamda ders ve sınavla ilgili hiçbir şey olmadan geçen 1 hafta…
Yani bu yaz kafam, yaklaşık olarak 3 hafta kadar rahat etti.
Hayallerime İlk Adım
Aslında ilk adım mı oldukça tartışılabilecek bir konu.Muhtemelen de değil zaten.Şuan bu iddamı çürütmek için ciddi ciddi düşündüm ve buldum.Hayallerime olan ilk adımı zaten o hayalleri kurarak atmışım.
Ama konumuz bu değil tabi ki.Sadece ilgi çekici veya çarpıcı ya da farklı bir başlık arıyordum…
Konuya balıklama dalmadan önce bir hayalimi açıklama gereği hissediyorum ki yabancılık hissetmeyin.Hayallerimin başında ,
“Yapay Zeka” alanında tanınmış bir kişi olmak geliyor.Daha fazla açmaya gerek duymuyorum.Bu “tanınma” zaten büyük şeyleri başarmayı , başka birkaç şeyi daha ve parayı beraberinde getirecek.Ama yine de söylemeliyim bu hayali para için kurmadım
Zaten ortalama bir bilgisayar mühendisi ne kadar para kazanabilir ki?Amacım para kazanmak olsa muhtelen yurtdışında okuyup doktor olmak isterdim.
Bu arada küçük bir geçmiş kesiti vermek istiyorum ;
- Bilgisayar merakım ilkokul yıllarında başladı.Ailem bana bir 0,6 GHz bir Compaq bilgisayar almıştı (aa bu eskileri görmemiş bir de geek geçinir demeyin.Dayımın Amiga’sını az kurcalamadım).Matematiği geliştirmeye yönelik 2 oyunum vardı.Onları oynar dururdum.Babamın çalıştığı iş nedeniyle evimizde sınırsız sayılabilecek internet vardı.56k modemlerle sonraki dönemlerde haşır neşir olmuştum.Bilgisayarla ilk tanıştığım yıllarda değil.146′ya bağlanırken ne de sinir bozucu bir ses gelirdi hatırlayan var mı?Şimdi duysam güzel bir nostalji olur.
Bass Gitarda Sap Ayarı
Merhabalar , http://www.basgitarist.com'u gezerken oldukça yararlı ve güzel anlatılmış olan bu konuya rastladım.Yazı gerçekten teknik konulara girmeden , sade bir dille anlatılmış.İçeriğinde resimlerin de olması çok hoşuma gitti ve burada paylaşayım dedim.Siteleri iyi ama felaket bir arama sistemleri var.Belki bu yazıya daha kolay ulaşılır..
Bas gitarlarımızın çalım rahatlığı, hem teknik gelişim açısından, hem de kafamızın içindekileri müziğimize yansıtabilmek adına önemlidir. Çalım rahatlığı kaygısı, çalacağımız bas gitarın seçimi aşamasında başlar. Gitarın ağırlığı, tuşe yarıçapı gibi faktörler, fiziksel yapımız ve müzik tarzımıza uygun gitarın seçiminde göz önünde bulundurduğumuz noktalardır.
Basımızı aldıktan sonra çalım rahatlığı, büyük ölçüde, ayarlarının iyi yapılmış olmasına bağlıdır. Bu ayarlardan en önemlileri ise sap ayarı ve tel yüksekliğidir. Bu yazıda bu iki ayara değinmeye çalışacağım.
Burada okuyacağınız şeyler, hepimizin erişim sahibi olduğu internetteki bilgilerden derlenmiş, benim tecrübelerimle desteklenmiştir. Netteki bilgiler genellikle İngilizce olduğundan, bunların derli toplu ve Türkçe bir özet şeklinde burada bulunmasını amaçladım.
Gitar üzerine alt eşik ve akort burgularından bağlı olan teller, akortlandığı zaman sapa bir gerilim uygularlar. Sap ağacı, bu gerilimin etkisiyle eğilerek içbükey bir şekle gelmeye çalışacaktır. Bu anlamda sap ağacının gerilime direncinin artırılması ve şeklini muhafaza edebilmesi amacıyla, gitar saplarının içerisine truss rod (destek çubuğu, sap çeliği) adı verilen, bir ucu vidalı çelik bir çubuk yerleştirilir. Vida sıkıldığı takdirde sapa tellerinkinin tersi yönde bir gerilim uygulayarak sapı geriye doğru çeker. Böylelikle denge sağlanmış olur.
Teoride basit bir mantığa dayanan bu ayar, bir takım şeylere dikkat edilmediği takdirde gitarınıza zarar verebilir. Ağaç şekil değiştirebilen bir malzeme olmasına karşın esnekliği yüksek bir malzeme değildir! Ayar vidasının tek seferde çok fazla sıkılması, sap ağacında çatlamaya yol açabilir. Yine aynı nedenle, sap üzerine yapıştırılmış olan tuşe ağacı yerinden atabilir. Truss rod ayar vidasını bir seferde çeyrek (1/4) turdan fazla sıkmamak gerekir.
Truss rod vidaları, tellerin uyguladığı gergi kuvveti sebebiyle kolay sıkılamayabilir. Bunu kolaylıkla yapabilmek için oturun ve gitarı önünüze dik bir şekilde alın. Bir ayağınızla alt taraftan destek verip, diğer taraftaki dizinizle de ortaya destek verdikten sonra elinizle sapı en tepeden dikkatlice çok az çekin. Vidayı böylece yumuşak bir şekilde sıkabilirsiniz.
Truss Rod Ayarı Nasıl Yapılır?
Tellerin yüksekliğine etki eden iki faktör vardır:
1) Truss rod ayarı
2) Köprüdeki yükseklik ayarı
Eğer teller yüksek ise, bu yukarıdaki faktörlerin herhangi birinden kaynaklanıyor olabilir. Önce truss rod ayarını kontrol etmek gerekir. Bunun için köprüdeki yükseklik ayarının etkisini bertaraf edip tel yüksekliğini kontrol etmek lazımdır. Peki bunu nasıl yaparız? Sol elimizle 1. perdeye, sağ elimizle de 17. perdeye aynı anda basarsak, köprü yükseklik ayarının etkisini engellemiş oluruz. Bu durumda tellerin yüksekliğine sadece tellerin gergisi ile truss rod’un karşı kuvveti sonucu sapta oluşan kavis etki etmektedir. İdeal durumda sap çok hafif içbükey şekilde olmalıdır. Bunu 1. ve 17. perdelere bastığımızda, bu iki perdenin arasında kalan bölgede gözlemleyebiliriz. Sapta oluşan bu çukurun en derin yeri de dolayısıyla 8 ila 10. perdeler arasında olacaktır.
[Okudum] Kara Yağmur
Merhabalar ,
Bu kitabı bitirerek uzun zamandır ara vermek zorunda kaldığım “kitap okuma” hobime paytak bir adım atmış bulunmaktayım.Net bir tarih veremeyeceğim ama YGS’den beri kitap bitirmedim.Tanrıların Arabaları’na başlamıştım ama 20 sayfa kadar okuyup bırakmıştım.Daha doğrusu , dediğim gibi bırakmak zorunda kalmıştım.
Ama kötü olmuş gerçekten…Artık koltuğa veya yatağa gömülüp saatlerce kitap okuyamıyorum.Kitap okumanın benim için su içmek kadar önemli olduğu zamanları bilirdim.Ama siz siz olun böyle bir şeye asla ama asla uzun soluklu bir ara vermeyin.Sonuçları felaket olabilir benden söylemesi.
Az önce baktım da bu kitaba başlayalı neredeyse 1 ay olmuş.Bunun 2 nedeni olabilir.1)Sıkıcı bir kitaptır 2)Yukarıda bahsettiğim okuyamama sorunumdandır.
Fazla uzatmadan kitaba gelelim…
Kitap , aslında kapağında belirtildiği gibi Neo-nazi ve Türk işçiler arasındaki kavganın olduğu bir zaman diliminden başlamıyor.Sanırım burada insanlarda merak uyandırıp satışları arttırma gibi bir durum söz konusu olabilir.Kitap , aşırı milleyetçi kesimle müslümanların biraz sorunlu olduğu dönemden başlıyor.Bu sorunlu ortamın asıl nedeni cami inşaası.
Grooveshark’dan Lasf.Fm’e Skrop
Merhabalar ,
Yazıya başlarken hemen belirteyim bu olay sadece Chrome için geçerlidir.Firefox için bu tarz bir eklenti var mı diye de baktım ama şaşırtıcı derecede 1 Last.Fm uygulaması dışında hiçbir şey yok.Chrome eklenti olarak Firefox’u geçmiş gibi.. (Uzun bir aradan sonra yenide chrome’a geçtim de)
- Öncelikle şu adresten Grooveshark Scrobbler isimli eklentiyi indirip kuruyoruz.
- Eklenti yüklendikten sonra ayaların yapılacağı sekme açılacaktır.
- 1. adımda “Allow” butonuna tıklayarak , açılan Last.Fm sayfasından eklentiye izin veriyoruz.
- Last.Fm sayfasından “Uygulama onaylandı” bilgisini aldıktan sonra ayar sekmesine geri dönüyoruz.
- 2. adıma geçip “confirm” butonuna tıklarak eklentinin kendini test etmesini sağlıyoruz.
- Eğer “This extension is connected to Last.fm !” yazını gördüyseniz hiçbir sorun yoktur.
- Chrome’u kapatıp tekrar açarsanız (evet bu gerekli) artık Grooveshark’da dinlediğiniz müziklerin Last.Fm’e skroplanması gerekiyor.
[İzledim] Harry Potter Ve Ölüm Yadigarları Bölüm 2
Bugün , önceden herhangi plan olmaksızın aniden filme gitme fikri çıktı ortaya.Genelde plansız yaşamam ama fena hiç fena değilmiş bir kez daha fark ettim.Filme geçmeden önce şu kısacık olayı anlatayım.Yazılarımı okuyanlar hatırlar , Limit Yok filminde bilet alırken saçma bir dialog yaşamıştım.Yine bilet alırken ilginç bir dialog oldu.
Filme eski bir hocamla gitmiştim.Biletleri alırken kadın bize “Genç Türkcell var mı?” diye sordu.Hocam bana dönüp aynı soruyu tekrarladı.Ve ben de hemen “Genç Vodafone var olmaz mı?” dedim.Kasada kısa bir kopma anı yaşandı.Tamam belki herkes içinden koptu ama yine de komikti ve güldük yani
Gelelim filme…
Film , Voldemort’un mürver asa’yı almasıyla , birinci kısmın bittiği yerden başlıyor.Sanırım yönetmenin (veya her kimse) yaptığı en akıllıca şey böyle güzel bir yerde filmi 2′ye ayırmak olmuş.
Sonra hızlı bir hortkuluk avı başlıyor.Gerçekten olayların işlenme süresi kafamı karıştırdı.Sıra son hortkuluğa gelene kadar olaylar çok hızlı gelişiyor.Kitapta da mı öyleydi film boyu bunu düşündüm.
Ve şuan saatin 02:04 olması üzerine bundan sonra film izlenimlerimi sıralama şeklinde yapmaya karar verdim.Paragraflar halinde yazmaya çalışmak canımı sıkıyor.